30 Ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun…

Yıl 1922
Halk perişan, yoksul, bitkin ama umutlu…

Bir ulusun küllerinden doğmasının hikayesidir 30 Ağustos

Ülkede güneş gibi doğan Mustafa Kemal Atatürk’ün;  korkusuzca, güçlü komutanlarla, gönülleri vatan sevdasıyla yanıp tutuşan askerlerin kahramanlıklarının olduğu büyük bir destandır 30 Ağustos…

Türk ulusunun dünyaya örnek olduğu kurtuluşunu anlatan, Rabbimin mucizesi Atatürk’ün savaş tarihine son vuruşudur 30 ağustos… Sakarya’dan yokluklarla başlayan, Afyon’da büyük planların yapıldığı ve 09 Eylül günü İzmir’de son bulduğu ülkemin savaşa son vuruşudur… Zaferidir

Türk ulusunun liderinin dünyaya örnek olduğu, Rabbimin mucizesi Atatürk’ün ülkemizdeki düşmanları, yok ettiği gündür 30 ağustos..

Bir ulusun Başkomutana inanarak, güvenerek, hep birlikte yaptıkları bir şahlanışın hikayesidir 30 Ağustos. Dünyada eşi benzer olmayan bir gücün sevginin ve savaşın adıdır 30 Ağustos

30 Ağustos zafer bayramımızdır…

Kısa bir hatırlatma yapalım, buyrun;

***
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’yla yurdumuz tamamen elimizden alınarak, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son verildiği günlerdi. Yüzyıllardır üzerinde özgür ve kardeşçe yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, Türk Halkının da bunu kabul etmesi isteniyordu.

Türk İstiklal Harbinin dönüm noktası olan 26 Ağustos 1922’de başlayıp 30 Ağustos 1922 gününe kadar devam eden bir süreçte Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesi, yok edilmek ve kovulmak istenen bir halkın millet olmasında, ülkesini işgalcilerden el birliğiyle kurtarması, özgür ve bağımsız yaşama isteğinin en önemli mücadele örneğidir.

Yok edilmekte olan bir milletin başkaldırışına önderlik eden Büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk, mağrur milletine kahramanlık destanının öyküsünü 97 yıl önce Afyonkarahisar’ın Kocatepe sırtlarında yazdırdı.

26 Ağustos 1922 günü saat 11:00 de çekilmiş olan bu resim, kendisinden habersiz olarak çekilmiştir.

Türklerin zaferini kazanma hikayesi bir kaç cümle ile size burda anlatmam mümkün değil… Bir çok yazardan okudum kimisi detaylı kimisi ise tarih olarak anlatıyor… Fakat şu var ki ; tüm tarih kitapları; bir ulusun maddi manevi yıkılmış, tükenmiş küllerinden Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde nasıl mücadele ettiklerini takdire şayan bir şekilde anlatıyor.
Okurken bile öyle bir coşkuyla duygulanıyorsunuz ki; bunun tek bir tanımı var o da vatan aşkı… Vatanımızı nasıl kazandığımızı bilmediğimiz takdirde, kıymet bilmeden zarar veririz. Vatan baba ocağı değil midir? Vatan ana kucağı değil midir ? Toprağın her karışı için nasıl savaşıldığını, mücadeleleri bilinmezse hayırsız, nankör evladın yapacakları yapılır o vakit… Vatanın kıymetini bilmezler…

Biz öyle bir nesil değiliz şükürler olsun… Vatanımızın her karış toprağındaki kanlar için şükredip, savunacağız. Bizler birbirine dil, din, ırk ayırımı yapmadan, birbirine kenetlenen Türk’üz ve bunun gururunu onurunu her daim yaşayacağız, yaşatmak istemeyenlere atalarımızdan yadigar toprakları yedirtmeyeceğiz.

***
O günlere ait okuduğum birkaç kısa hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum müsaadenizle…

Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Emrinden ve büyük taarruz hazırlıklarından önceki günlerdeyiz.

Mustafa Kemal Keçiören’de yakın adamlarıyla Ankara’da son gecesini geçirdi. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:
– “Taarruz haberini alınca hesap ediniz. Onbeşinci gün İzmir’deyiz” demişti.
İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:
“Bir gün yanılmışım!” dedi.
***

Düşmanın, haksız ve alçakça işgaline “dur” diyen ve kanının son damlasını akıtmadan yurdunu bırakmayan ve bunu tüm dünyaya gösteren kahraman bir ulusun zafer hikayesi bu.

Çakırözü köyünde değirmencilik yapan Mustafa Efendi’nin, su değirmeninin yanına kurulan çadırda bir gün kalan Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Efendi’nin eşi Şemsi Hanımın yaptığı yufka ve haşlanmış yumurta ile karnını doyuruyor… 90 yaşındaki Sultan Hanım, annesinin kendisine aktarımlarını şöyle anlatıyor:
“Mustafa Kemal’in çadırı değirmenin yanına kurulunca, askerler de Kocatepe’ye çıkmaya başlamış. Annem değirmende öğütülen unlarla ona yufka yapıp, tavukların yumurtalarından kaynatarak karnını doyurmuş. Ortada yiyecek yok ki. Yufka ve kaynamış yumurta bile büyük bir nimet, misafirlere verilebilecek lüks bir yemek. Mustafa Kemal, orada bulunan Ardıçlı çeşmesinin suyunu çok sevdiği için babam da o çeşmenin suyunu ona taşımış. Değirmenin yanında bulunan büyük bir ceviz ağacına da telsizler falan kurularak haberleşme oradan sağlanmış. Bu büyük şahsiyete ne kadar minnet duysak azdır.”

Yok edilmekte olan bir milletin düşman işgali altında iken yaşadıkları olayları dinledikçe; Onur ve şerefin yanı sıra Vatan’ın kutsallığı yüreklerimizdeki büyüklüğünü koruyor.

***

Büyük Taarruzun nasıl kazanıldığını anlatan, en duygulu olaylardan biri Miralay Reşat Bey’in Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği sözü yerine getiremediği için intihar etmesidir.

Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruzu başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başlar. Çiğiltepelerinde bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57. Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey ile Gazi Mustafa Kemal Paşa arasında şu telefon konuşması geçer:

“Niçin hedefinizi alamadınız?
“Yarım saat sonra bu hedefi alacağım paşam.”

Geçen yarım saat süre içinde Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Miralay Reşat Bey, “Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam.” diyerek beylik tabancasıyla intihar eder. Mustafa Kemal, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57. Tümen Komutanlığı’nı tekrar telefonla aradığında Miralay Reşat Bey’in intihar ettiğini öğrenir ve kendisine vedanamesi okunur.

“Yarım saat zarfında o mevkii almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.” ifadelerinin yer aldığı Miralay Reşat Bey’in vedanamesinin ardından geçen on beş dakika içinde Çiğiltepe düşman askerlerinden kurtarılır.

***

Çetmilli Ali Çavuş, yüz binlerce vatan evladı gibi cepheye giden askerlerden biriydi. Aradan on bir yıl geçmiş, Çetmilli Ali Çavuş cepheden cepheye koşmuş her mevzide her siperde bağımsızlık günlerinin hayalini kurarken, cepheye giderken sekiz yaşında bıraktığı oğlu Mehmet ile gül yüzlü karısına kavuşacağı günleri beklemekteydi. Çetmilli Ali Çavuşun hayalleri, Dumlupınar mevzilerinde gerçek olur. Sekiz yaşındayken bırakıp gittiği Mehmet dağ gibi bir delikanlı olmuş, kader ikisinin yollarını aynı cephede birleştirmişti. Baba oğul sıkıca sarıldılar, birbirleriyle helalleştiler. “Hücum” sesiyle yağmur gibi gelen mermilerin önüne atıldılar. Ali Çavuş bir kurşunla yığıldı yere, ne acı ne de hüzün vardı gözlerinde, on bir yılın evlat özlemi mermi sesleri arasında son bulmuştu. Dudaklarından iki kelime döküldü şahadete ererken;

“Vatan sağ olsun.”

Çetmilli Ali Çavuş, 31 Ağustos 1922 günü oğlu Mehmet’in kollarında şehit düştü. Mehmet, henüz kavuşmuşken babasına, yeniden başlamıştı hasretlik. Ancak ağlanacak gün değildi. Kaptı alay sancağını yürüdü İzmir’e doğru. En önde o koşuyor kanlı siperlere ilk o dalıyordu. 9 Eylülde İzmir önlerinde bir kurşun da onu buldu. Mehmet, babası ile yaşarken gideremediği hasretliğini, şehitlik mertebesinde onunla buluşarak giderecekti artık.

***

Mustafa Kemal gibi bir komutanın aklı ve ileriyi görüşü ile Miralay Reşat Bey gibi onurlu paşaların, Ali Çavuş, oğlu Mehmet Onbaşı gibi çalışkan askerlerin ve adsız binlerce kahramanın yazıldığı destandır.

Bu toprağın her karşındaki dökülen kanların ayrı ayrı bir hikayesi var.

Büyük Taarruz’un ve küllerinden doğan güzel Türkiye’m, senin için dökülen kanlardan, gözyaşından sonra aydınlanan güneş her daim olacak…

30 Ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun…

Rabbim Mustafa Kemal Atatürk’ün, tüm silah arkadaşlarının, onlara inancını ve desteğini son lokmasına kadar yapan koca yürekli, cesur, eşsiz kahramanlarımızın ruhlarını şad etsin, mekanları cennet eylesin… 

Ne Mutlu Türk’üm diyene 🇹🇷

3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir