Hüzün başköşede

Hüzün gölgemiz gibi her an yanımızda. Esasında; bazen önümüzde, bazen arkamızda ama hep yanımızda… İnsanlığın doğasında hüzün kronikleşti belki de. Öyle ki; mutluyum dediğin an kısa sürerken, hüzün başköşedeki yerini hemen hissettirir. Ayrılmaz bir parça olur, bilhassa bu dönemde. Git dersin gitmez, görmezden geliyorum desen aynadaki gözlerinde karşına çıkar.
Mutluluk ise Gökkuşağı gibi oldu bu çağda. Bakın çevrenize ve önce kendinize. Aynadaki yüz ifadenize bakın kaç kez gülümseyerek kendinize bakarsınız. Eşinize dostunuza göstermiş olduğunuz o güler yüz en ufak bir ters harekette nasılda değişir. Çünkü tahammülümüz kalmadı. Sahi nerede o tahammül? Nerede o empati duygumuz? Nerede kaybettiğimiz anlayışımız?

Alttan alan, idare et diyen eşimize dostumuza, arkadaşımıza bile günümüzün trend kelimesini söylüyoruz “ne kullanıyorsun sen” deyiveriyoruz. Sabrımız azaldı, tahammülsüzlüğümüz arttı.
Oysa hüznü ardımızda bırakmalıyız.. Yüreğimizdeki sevgi ağacını hep yeşil tutmak için; her hayırda bir şer ve her şerde de bir hayır vardır diyerek tecrübelenerek daha da güçlendiğimizi bilip, yolumuza yüreğimizde kalanlar ve yanımızdakiler ile devam etmeli. Hayat arsızca gülümserken başka nasıl ayakta kalınır ki… Nasıl hüznü başköşeden indirip ardımıza alırız ki… Hayat sevmekle güzelleşir. Sevmek için de sevgi ile bakmak gerekir. Sevgi ekmeli sevgi biçmeli. Kin, intikam, öfke, kıskançlık, dargınlık vs tüm bunlar insanı olduğundan başka bir insana dönüştürür ve kısa olan hayattaki güzellikleri zindana atar.
“Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında, en güzel çare, dağ ile kar’ı baş başa bırakmaktır. Gün gelip karlar eridiğinde; dağ yolunuzu gözleyince, en güzel cevap, başka bir dağdan selam yollamaktır.” Şems-i Tebrizi

Tahammülsüzlüğümüz belki de affetmeyi yüce Yaradandan istememize rağmen, kul olarak başka bir kulu affetmemektir. Bencilliğimizdendir. Kendimizi üstün görmektendir. Kibirimizdir, fark etmediğimiz duygularımızdandır tahammülsüzlüğümüz…

Sevdiğim kısa bir yazı var müsaadenizle paylaşmak isterim… Yine Şems-i Tebrizi’nden

Eğer hala “kızıyorsan”, kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
Eğer hala “kırılıyorsan”, gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
Eğer hala “kınıyorsan”, düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.
Eğer hala “karşılıksız sevmiyor” ve sevginde ayrım yapıyorsan, hala akıl ve mantığını kullanıyor, içindeki sevginin boyutlanmasına engel oluyorsun demektir.
Eğer hala “ben” demekten vazgeçmiyorsan, dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.
Eğer hala “şikayet ediyorsan”, hakikati göremiyorsun demektir.

Bazen yapılan yanlışların, üzüntülerin, kötülüklerin travmalarını atlatmamız uzun zaman alabilir, belki de gitmesini istemediğimiz için, kronik olarak hüzün zincirine takılıp gider. Yeni bir sayfa açmayı bilmek lazım… O an yaşanması gerekiyor belki de iyi tarafından bakmak lazım, o anda kalmadan yola daha güçlü ve gelişmiş tecrübe ile devam etmemiz gerekiyordur. Geçmiş olan o an-a takılı kalmak ne mutluluğu devam ettirir nede üzüntüyü yok eder.
Sahip olduğumuz güzellikler için şükrederiz değil mi, üzüntü ile gelen tecrübelerle için de şükretmeliyiz. Hiçbir üzüntü ve hiçbir sevinç uzun sürmez, kimi zaman dönüşümlü kimi zaman da süreli bir uzun bir kısa olur ama hayat böyledir. Yeter ki kendimize dürüst olun, ne istediğinizi bilin ve kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız başkasına da öyle davranın. Teşekkürünüz de özrünüz de cebinizde olsun, sevgi ağacınızın yaprakları daha da yeşillenir, sararmaz merek etmeyin.
Unutmayın dünü yaşadığınız an dünde kaldı, tecrübe kazandınız. Yarın yaşayacağınız anı hayal edebilirsiniz sadece o da kendi düşünce sınırlarınız içerisinde yani sadece hayalden ibarettir. Oysa şu an ne yaşandı ne yaşanacak işte o andasınız ve kıymetini bilin nefes aldığınız her süre için şükredin ve kimseye kendinizi anlatmak için zorlamayın çünkü aynada kendilerini gördükleri zaman bile iç seslerine tahammül edemeyenler sizi kendileri gibi görecekler ve boşa kürek çekip başköşedeki hüznü ağırlayacaksınız.

Yolu sevgiden geçen herkese selam olsun…

4 yorum

  1. Öznur Demir Yanıtla

    “Geçmiş olan o an-a takılı kalmak ne mutluluğu devam ettirir nede üzüntüyü yok eder.”
    Anı yaşa geriye bakma, an’da kalma yola devam. Ama her ne zaman olursa olsun yaşadığın an, o an’a gülümse. Acıya da mutluluğa da. Senin de dediğin gibi hepsi hayat okulunun bir dersi. Tecrübe olarak dahil olur hayatımıza.

    Tebrik ederim arkadaşım.

    • Anonim Yanıtla

      Canım benim teşekkür ederim. Tecrübelerin çeşidi ne olursa olsun ödül olarak yola devam etmeliyiz haklısın… kucak dolusu sevgilerimle…

  2. Erdal Yayman Yanıtla

    Pınar çok güzel bir yazı. Bir günde birbirine olan güvenini kaybeden bu toplumla ilgili bir yazı yazsan… ?

    • Anonim Yanıtla

      Teşekkür ederim Erdal’cığım… İnanmak,güvenmek çok değerli duygular. Yazacak çok konu var bunlar ile ilgili ve birini sen söyledin, yazacağım… Selam ve sevgilerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir