Kodlanan insanlık

Daha hayata gelmeden renk seçimiyle kodlama işlemi başlar esasında. Kız ve erkek çocuğuna, uygun görülen renkler ile dünyaya hoşgeldin denilir. Çünkü renklerin cinsiyeti vardır, aman ha kodların dışına çıkarsan Allah korusun cinsiyeti karışır.  Doğrularımızı egolarımız ile harmanlayarak kıvama getirmeliyiz.

Kızların ve erkekler bebeklerin kaderleri kodlama ile başlar açıkcası. Renk kodlamasını, aile kuralı, toplum kuralı, okul kuralı, iş kuralı, ebeveyn kuralı, teyze-dayı kuralı gibi çoğalarak devam eder ömür boyu. Ataerkilliğin getirdiği bir ayrımcılıktır renkler üzerinden yapılan ayrımcılık.

Bu yeni nesilde renklerin cinsiyeti yavaşça bir kenara bırakılmaya başladığı dönemde; pek çok kez söylenen ya da duyduğunuz ” bu gençlik çok saygısız, kızı erkeği aynı” cümlelerini heryerde duyarız. Acaba unısex yani cinsiyet ayırımı olmayan kıyafetler ve renkler mi yaptı. Latife yapıyorum alakası yok elbette. Renklerin cinsiyeti yoktur. Bizim duygulara uygun olan renkleri cinsiyete nikahlamamızdır.

***
Renklerin tarihçesini araştırırken bulduklarımı sizinle paylaşmak isterim.

100 yıl öncelerine gidersek tam tersi bir tabloyla karşılaşıyoruz.Erkeklerde tam tersine kırmızı ve pembenin hakim olduğunu görüyoruz.
Örnek verecek olursak Belçika prensesi Astrid 1927 yılında hamileydi ve çocuğunun erkek olacağından emindi.Ve çocuk odasını pembe renkli yapmıştı.
O dönemlerde pembe mini kırmızı manası taşıyordu.Kırmızı ise kan ve savaşı simgeliyordu o dönemlerde.
1918 yılında Amerikalı kadınlar dergide pembenin erkek rengi olduğunu yazıyorlardı.
Eski kilise resimlerindeki Maria ise mavi renkli giyinmişti.Mavi o zamanlar bayan rengiydi. Mesela askerler savaşta kalabalık ve ihtişamlı bir görüntü oluşturmak icin kırmızı giyinirlerdi.Ama savaşta mesafe artınca bu defa kamufle olma gereği görüldü ve gri ton kıyafetlere geçildi.
Sonrada denizciler mavi kıyafetleriyle karşımıza çıktılar.Ve günümüzdeki renkleri aldılar.
20.yüzyıla girerken ise erkekler “Blue jeans”la yani mavi kot pantolonları kullanmaya başladılar.Ve avrupa`da hala yaygın olan mavi işyeri elbiseleri kullanılıyor.Ayrıca denizcilerin mavi kıyafetleride artık günümüzde mavinin erkek tercihi olduğunu gösterdi.

Günümüzde son durum ata yadigarı kadın ve erkeğe çizilen renkler kaderleri çizdi.
Pembe ve kırmızı en çok kıza yakıştı. Mavi renk erkeğe. Diğer renklerin günahını henüz bilmiyorum onları hepsi kullanabilir ama bu renkler karışmamalı.

Pembe ve kırmızı ile büyütülen kız çocuğun eline bebek verildi. Oyuncaklar mutfak aletleri oldu. Erkek çocuğu mavi ile kodlanan hayatına oyuncak araba ile başladı. Kızlar ve erkek bebekler büyürken, öğrenileni öğretirken yaradılış gereği olması için eğitim adı altında yönlendirildi. Sen kızsın sen erkeksin diye başlayan cümleler tavan yaptı. Oysa pedogoglara göre her kız çocuğun bebeklerin yanı sıra bir arabası olmasını ve yine her erkek çocuğun arabasının yanına bir bebek olması gerektiğini haklı olarak savunurlar.

Bu şekilde yetiştirilen çocuk büyüdüğünde öğretilen kodlamaları devam ettirdi. Kız çocuğu duygusal, anaç, idareci, mücadeleci, üzüldüğünde ağlamaktan utanmayan, görselliğine önem veren, çocuklara bakmakla yükümlü, işten gelince dinlenmeden mutfakta ve eşinin yanında mükemmel olan mavi olmayan birey olmalı. Erkek güçlü olmalı, araç kullanan, çalışan, ilk ve son söz sahibi, ağlamayan, duygusallığını gölgesine gizleyen, acısa da acısını içine atabilen, kuralları koyan, işten geldikten sonra uzanıp dinlenen işlere elini sürmeyen yani pembe olmayan bir birey olmalı. Sistem bu.

Günümüzde; kadın erkeğin arkasında değil, yanında durmayı çok da güzel başardı. Başardı başarmasına fakat kodlama değişmedi. Yıllardır hatta yüzyıllardır süregelen kadın erkek mücadelesi malesef ki aşamadı bu kodları. Renkler arada karışsa bile. Pembe de giyildi, dar pantolon da giyildi, görselliğine çok önceden önem verildi erkek tarafından ama erkeğin misyonu fiziksel gücüne eşitlendi. Hatta kronikleşti.

Renkler kaderleri oldu. Mavi giyen kadın da güç arandı, pembe giyen erkekte duygusallık.

Kadın askerde oldu, uzaya da gitti, devletin en üst mevkilerine de geldi ve yine erkek mutfağa girdi, çocuğuna baktı, temizlik yaptı, kadın kıyafeti ve kullanacağı ürünleri tasarladı ama renkler ile birlikte değişemeyen kodlar kaldı. Oysa ki; gökyüzü gibi, deniz gibi, dağlar gibi koyu renkler herkese aitti. Hayat gibi…

Biyolojik olarak zaten kendi rengini bulacakken, ebeveynliğin gücü ile harmanlandı kodlama. Özgür düşün denilmesi, araştır, sorgula, kendin ol denilmediği için firari duygular sızma yaptı. Kaçak yer aradı kendine. Dünyaya gönderdikten sonra yanına alan Rabbim özgür bırakmamış mıydı insanoğlunu… İnsanlığın insanlığa yaptığı kodlama bebekler ile başladı dünya döndükçe de devam edecek gibi…
Gökyüzü hepimizin hayat kendimizin tıpkı sevap ve günahlarımız gibi. Tıpkı renklerin hepsinin ayrı güzelliğini yaşamak gibi hayat. Özgür ruh ile yaşamak. Sınırları zorlamaktır kodları yıkmak. Ağlamanın renkler gibi cinsiyeti olmaz. Sevgi ve saygının rengini kodlasalar herşeyden önce keşke…

Sevgiden yolu geçen herkese kucak dolusu selamlar…


5 yorum

  1. Serhan Yanıtla

    Duygularına kalemine yüreğine sağlık yine her zaman ki gibi muhteşem döktürmüşsün 👍👍👍👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏

  2. Behiye Dinçsoy Yanıtla

    Çok güzeldi hayatın gerçekleri tam anlamıyla anlatılmış elinize sağlık

  3. Bircan Yanıtla

    Günaydın.
    Çok doğru bir tespit.
    Açıklayıcı bilgi için de ayrıca teşekkür ederim.
    Kaleminize sağlık. 👏👏👍

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir